28 Ağustos 2010 Cumartesi


"En bayağı aşk şarkıları çalıyor radyo, ah çekiyor masalar, iskemleler. Bizi daha önce birlikte görmeye alışmış gözlerini bana kaydırıyorlar usulca, anlayışlı. Bin kez boğuyorum kahkahalarımı içimde, üzülsünler, yanılsınlar istemiyorum. Kendi sevi türkümü söylüyorum hafiften. Üzünçlü, kısık bir şarkıda birleşip güneşli baş dönmeli havalarda bırakıp gitmelerin türküsünü. Vermeyi, almayı ve bir şeyler beklememeyi bilmenin, güzel bitirmelerin türküsünü. Aşkı araba beygiri gibi sırtlarında taşımayı, bir bunu bilenler söyletmiyorlar türkümü. Somut bir yük onlara aşk. Bir takım senetler, anlaşmalar, şartlar, şurtlarla yüklenilip beygirce çekilen, sonunda beygirini öldüren ya da yine şartlar, şurtlar, pazarlıklar, artırmalar, indirmelerle beygir değiştiren bir yük. Seyredenler de, Anadolu'nun bozuk yollarında, dopdolu yükleriyle yokuş tırmanırken acıklı homurtular çıkarıp inim inim inleyen kamyonlara bakınca duyulan iç sıkıcı üzünç duygusunun bir aynını koyan sevmeler.
Tortusunda, biten-içimle tükenen kahvemin tortusunda şimdi bu sevmeler. Parmağımla türlü şekiller veriyorum bu tortuya şimdi. Ne çabuk bozup yapıyorum sevmelerini. Bir sevi tanrıçasının soğukluğu, aldırmazlığı, seyriyle."

Tutkulu Perçem, Sevgi Soysal

Hiç yorum yok:

ziyaretçiler