28 Ağustos 2010 Cumartesi


"En bayağı aşk şarkıları çalıyor radyo, ah çekiyor masalar, iskemleler. Bizi daha önce birlikte görmeye alışmış gözlerini bana kaydırıyorlar usulca, anlayışlı. Bin kez boğuyorum kahkahalarımı içimde, üzülsünler, yanılsınlar istemiyorum. Kendi sevi türkümü söylüyorum hafiften. Üzünçlü, kısık bir şarkıda birleşip güneşli baş dönmeli havalarda bırakıp gitmelerin türküsünü. Vermeyi, almayı ve bir şeyler beklememeyi bilmenin, güzel bitirmelerin türküsünü. Aşkı araba beygiri gibi sırtlarında taşımayı, bir bunu bilenler söyletmiyorlar türkümü. Somut bir yük onlara aşk. Bir takım senetler, anlaşmalar, şartlar, şurtlarla yüklenilip beygirce çekilen, sonunda beygirini öldüren ya da yine şartlar, şurtlar, pazarlıklar, artırmalar, indirmelerle beygir değiştiren bir yük. Seyredenler de, Anadolu'nun bozuk yollarında, dopdolu yükleriyle yokuş tırmanırken acıklı homurtular çıkarıp inim inim inleyen kamyonlara bakınca duyulan iç sıkıcı üzünç duygusunun bir aynını koyan sevmeler.
Tortusunda, biten-içimle tükenen kahvemin tortusunda şimdi bu sevmeler. Parmağımla türlü şekiller veriyorum bu tortuya şimdi. Ne çabuk bozup yapıyorum sevmelerini. Bir sevi tanrıçasının soğukluğu, aldırmazlığı, seyriyle."

Tutkulu Perçem, Sevgi Soysal

bulantı

Laura Clarke, edipus rex, lithograph (2009)

ümitsiz kangrenleri
ve hastalar ve hastabakıcılarla hep beraber sigara içiyoruz,
dolduruyoruz odayı.
birimizin bacakları uzun, birimizin kolları
o yüzden kimimiz az kimimiz çok metrekare hesabına yazıldık
bacakları hala neşter yarası almadan uzayan oğlanlar;
midemde ekşimiş maya kokusu.

23 Ekim 2009








8 Ağustos 2010 Pazar

26 Haziran 2010 Cumartesi

.



"Kendi sesinin de bir başkasının sesi olarak dinlendiği o günlerde Galip, bir telefon hattının iki ucundaki iki kişinin birbirleriyle konuştukça, kendilerinden bambaşka iki kişiye dönüşeceklerini çok iyi anlayacaktı çünkü."

Orhan Pamuk, Kara Kitap

30 Mayıs 2010 Pazar

18 Nisan 2010 Pazar

manna

Yerleşikliğinden üzerine yapışanı dışlamadan kurulmuş bir oyun alanından gidememek. Yıllardır ölülerin arkasından bu topak topak helvayı çeviriyorum kazanın dibinde.

12 Nisan 2010 Pazartesi























Bazı sabahlara gerçekten uyanmak istiyorum. Böyle sabahlarda boyalarımı, defterlerimi ve geceye kadar elime alamayacağımı bildiğim kitapları masanın üzerinde biriktiriyorum. Ve "böyle" tanımladığım günleri öyle hatırlamak için başkalarının resimlerini çiziyorum. Sadece o anın ağırlığını taşıyacak olan bir kopya. Ben'le benim aramdaki seslerin, rüyaların, hastalıkların dedikodusunun bir imgeye dönüşemeyeceği renkler ve sınır örtüsü.

ziyaretçiler